Hastalıksız Hayatın 10 Temel Kuralı

Paylaş:

Hastalıksız bir hayat sürmek mümkün mü? Diye sorarsanız evet mümkün. Ve bunu iyi beslenme, aktif yaşam ve sevgi dolu bağlar ile sağlamak hiçte zor değil. Harvard Tıp Fakültesi Halk Sağlığı epidemiyologları dünyanın birçok yerinde hiç hastalanmadan yaşayan modern insanların ortak alışkanlıklarına baktıklarında hepsi aynı yolu işaret ettiğini gösterdiğini
keşfetti. Doğal ve doğru beslenmenin hastalıkların oluşumunu önlemede % 65 kadar yüksek bir paya sahip olduğunu açıkça gözlemledi. Vücudu stress ve toksin yükünden kurtararak sağlıklı besin seçimi hastalıksız bir yaşama yelken açmak için güçlü anahtar olarak karşımıza çıktığı kesin diyebiliyoruz.

Vücudu temizlemek demek beyinden böbreğe kadar toksik öğelerden bedeni arındırmak demektir. Çünkü vücudumuz sağlıksız seçim yapılan yiyeceklerle alınan toksinlerden tutun da çevresel kirliliğin getirdiği tüm etmenlerden etkilenerek hastalıklara karşı savunmasız olarak kalp hastalıkları, diyabet, obezite, kanser ve karaciğer yağlanmasına dur demek hatta tamamen bu hastalığa neden olabilecek vücudun kimyasını bozan tüm metabolik olayları geriye döndürmek için çaba göstermektedir. Bu çabayı kolaylaştıran en önemli konu sağlıklı besin seçimidir.
Vücudunuzu toksik bileşenlerden arındırmak istiyorsanız 10 adımda yapmanız gerekenleri sıralamak istiyorum.

Hastalıksız bir hayatın anahtarı bu 10 adımda saklı olduğunu unutmamanız gerekiyor. Her gün görebileceğiniz yer olan buzdolabınızın üzerine bu yazımı asmanızı da rica ediyorum.

1- İşlenmiş, Saflaştırılmış Karbonhidratlara Veda Edin

Mutfakta beyaz un kullanmayı bırakın. Sofra şekerinden uzak durum. Evet bu iki saflaştırılmış karbonhidratı en yüksek içeren besin tüm yiyeceklerin hazırlanmasında kullanıldığında kan şekerini hızlı yükseltmesi sebebiyle diyabet, obezite, kanser ve coroner kalp hastalıklarının gelişiminde payı büyük olduğunu neredeyse birçok araştırma gösteriyor. Yine glisemik indeksi yüksek olan pirinç tüketimi de oksidatif stresi vücutta arttırarak potansiyel olarak birçok metabolic hastalığın oluşmasında önemli yere sahip olduğunu açıkça görüyoruz. Buna en iyi örnek temel besini olan Asyalılarda son yıllarda diyabet sıklığının artmasındaki en güçlü diyet etmeninin fazla pirinç yemelerine bağlı olduğu belirtiliyor. Yüksek glisemik indeks içeren besin tüketimini benimseyen sağlıklı kişilerin zamanla açlık kan şekeri düzeylerinde bozulma ve kan trigliserit dediğimiz yağlarında artışa neden olarak karaciğerde yağlanma ve insülin direncinin gelişmesinde ana faktör olduğu bildiriliyor. Beyaz un, sofra şekeri ve beyaz pirinçten zengin beslenen kişiler sadece kronik hastalıklara yakalanmıyor ayrıca vücudun aşırı yağ birikimini sağlayan yağ hücrelerinde aktif yağ sentezinin başlatılmasında da etken oluyor. Aktivite yapmayan ve bu saflaştırılmış besinlere bağımlı yaşayanların obeziteye geçişi kolaylaşıyor diyebiliriz.

2- Şişelenmiş Güvenli Su Tüketin

Vücudu temizlemenin ilk kuralı bolca su içmek. Günde 1-2 L su sağlıklı. Kilo fazlalığınız arttıkça her 5 kilo fazlalığa 1 su bardağı daha fazla su içmek, sıcak havalarda 2.5-3 L’ye çıkartmak çok önemli. Çünkü su hem kanın
akışkanlığını arttırarak organlara kandaki hemoglobinden oksijene kadar ihtiyaç olan elzem bileşiklerin kolayca ulaşılmasını sağlayarak hücrelerden dokulara iç bedenimizin tamamen iyi çalışmasında destek olmaktadır. Suyun daha önemli ayrıcalığı içerisindeki florürden sodyuma magnezyumdan iyoda kadar birçok yaşamsal önemi olan minerallerin alınmasında en değerli kaynak. Arıtma kullanarak ya da filtre işlemi ile sürahide suyu temizliyoruz şeklinde uygulamalardan elde edilen sularda minerallerini yitidiğini unutmamalısınız. Klorlu suların içiminin de sağlık açısından sakıncalı olduğu için Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanmış
ve denetimleri yapılan doğallığını bozulmamış şişelenmiş su
kullanmamız gerektiğini hatırlatmalıyım.

3- Yüksek Fruktoz Şurubu İçeren Besinlerden Uzak Durun

Bugün diyabetin temelinde glisemik indeksi yüksek besin tüketimi dışında fruktoz şurubundan zengin besinlerin tüketiminin de etkili olduğu artık biliniyor. Diyabete neden olan yüksek fruktoz şurubu içeren besinlerin yenmesi koronoer kalp hastalıkları içinde suçlu görülüyor. Normal şartlarda doğal besinlerle alınan fruktozu karaciğerimiz metabolize ederek enerji ihtiyacı olan dokularda fruktozun kullanımını sağlamaktadır. Mesela taze meyve ile alınan doğal frultoz normal porsiyonlarda yenildiğinde karaciğer yağlanması, diyabet ve kalp hastalığına sebep olmazken paket
besinler, doğal olmayan gazlı/gazsız içeceklerde olan yüksek fruktoz şurubu hepatic glikoz metabolizmasını bozarak karaciğerde yağlanmadan, kan yağlarını yükselterek kalbi de yormaktadır. Aşırı fruktozu paket besinlerde, çikolatalarda ve içeceklerde az porsiyonla almak çok kolay olduğundan glikozun toleransını da düşürerek normal karbonhidrat metabolizmasınında bozulmasını sağlamaktadır. Sonuçta fazla fruktoz mitokondrilerimizde fazla enerjiyi depolayarak hastalıklara kolay yakalanmamızı sağlamaktadır.

4- İşlenmiş, Tütsülenmiş, Tuzlanmış VE Fermente Etlerİ Yemeyin

Doğal yetiştirilmiş taze ve yağsız kırmızı et sağlıklı beslenmede B12, demir ve hayvansal protein için en değerli besindir. Fakat kurutma, tuzlama, tütsüleme, fermentasyon ve katkı maddesi eklenerek hazırlanmış yani işlenmiş etlerin yenmesiyle vücudumuz amonyak ve sulfur birikimine neden olmakta buda bağırsak mukozamızda tahribata neden olmaktadır. İşlenmiş et çeşitlerinde; işleme sırasında yüksek ısı ve ızgara etme ile nitrozaminler, heterosiklik aminler ve polisiklik aromatic hidrokarbonlar oluşmakta kolon kanseri için potansiyel etki göstermektedir. İşlenmiş etler
doymuş yağlar açısından da zengin yiyeceklerdir. Hem bu kanserojenik maddelerin işlenme sırasında oluşumu hem bu doymuş yağların yapısının ısıl işlemle bozulması belki çok severek yenilen salam, jambon, sucuk, füme ve kavurma gibi besinleri malesef potansiyel hastalık etmeni olarak soframıza gelmesine neden olmaktadır.

5- Zeytinyağı İle Sağlıklı Kürler Yapın

Natürel sızma zeytinyağını sofranızdan eksik etmeyin. Erken hasat natürel sızma zeytinyağının kendine has acı, keskin ve buruk tadı bulunur ki bu yoğun fenolik bileşenleri ihtiva ettiğinin ana göstergesidir. Natürel sızma zeytinyağların her 1 kg’ında 1000 mg’a kadar fenolik bileşenler bulunmaktadır. Zeytinyağında bulunan fenolik bileşenler trigliserit, LDL kolesterolü azaltıp HDL kolesterolü arttırmakta hatta kalbe giden damarların içinde pıhtı birikmesini önleyerek kalbi korumaktadır.  Özellikle zeytinyağında bulunan oleuropein, tirozol ve hidroksitirozol fenolik bileşenler ülsere neden olan helikobakter pylori bakterisinin çoğalmasını önleyerek sindirim sistemi sağlığına da katkı sağlar. Midenizi
korumak için ayrıca gastrit ve ülser dahil tüm mide sorunlarını iyileştirmek adına öğle ve akşam yemeklerinden önce Mide İyileştirici Zeytinyağı  kürünüyaşam boyu kullanarak mide problemlerinden kansere kadar kendinizi koruyabilirsiniz. Yemek kaşığında ¼ çay kaşığı zerdeçal, ¼ çay kaşığı tane çekilmiş taze karabiber ve 1 tatlı kaşığı balı iyice karıştırın ve üzerini zeytinyağı ekleyerek formulü hazırlayın. Aç karnına yemekten önce tüketin.

6 – Yumurta Tüketimini Arttırın

Anemi, tansiyon, obezite hastalıklarının önlenmesi ve çocuklarda büyümenin hızlı devamı için yumurta her gün en az 1 en fazla 2 adet yemeyi ihmal etmemelisiniz. Kırmızı et girmeyen evin ana protein kaynağı yumurta olmalıdır. Bir yumurtayla aldığımız 6-7 gram protein sindirim-emilim-metabolizma süreçleri sırasında hiç kayba uğramadan beden proteinine dönüşmektedir. Yumurtanın yağ içeriği, yağı az etler kadardır. Ancak etteki yağın çoğunluğu doymuş yağ olmasına karşın, yumurtanın çoğu doymamış yağdır. Ve kalbi korumak için bu sağlıklı yağ çeşidini fazla ihtiva etmesi açısından en değerli besindir yumurta. Etlerde olduğu gibi
yumurta B vitaminleri, çinko, demir gibi mineralden zengindir. Yumurtanın ete göre iki önemli üstünlüğü var. Bunlardan biri A vitamini içermesi ve diğeri de yağın doymamış olmasıdır. Diğer üstünlüğü ette bulunmayan lesitini içermesidir. Lesitin beynimizde bulunan sinirsel uyarıcı ileticilerden asetil kolinin yapısına girer. Bu nedenle sinir sistemimizin çalışması için önemlidir. Lesitinin diğer bir işlevi karaciğer yağlanmasını önleyici olmasıdır. Lesitin karaciğer koruyucu öğeler arasında yer alır. Yumurta et ve et ürünleriyle birlikte değil, tahıl ve sebzelerle birlikte tüketilmelidir. Yani kıymalı yumurta yerine menemen ya da sebzeli omletler en sağlıklı seçimdir.

7- Yeterli Dinlenin

Biyolojik yapımız 24 saatlik yaşam döngüsü periyodunda uyku ile uyanıklık arasında belirginleşen sirkadiyen ritim değişikliklerine duyarlıdır. Ve her erişkin insanın günde ortalama 8 saat uyku, 16 saatlik uyanıklık süresi bu ritmik düzende inanılmaz önemli bir yere sahiptir diyebilirim. İnsanlar gündüz yaşama özelliği sergileyen canlılar olup; beslenme, egzersiz, çalışma gibi çoğu aktiviteyi gün içinde yapmakta ve geceleri de dinlenmektedir. Bu döngü tesadüfi bir olgu değil, akıp giden gerçek zaman dilimindeki yaşam ile vücudun içsel saati arasındaki güçlü bir bağın
bulunduğunun göstergesidir. Ve bu bağın da sağlığın diğer belirleyicilerinden biri olduğunu unutmamak gerekmektedir. Vücudumuzdaki metabolik olaylar süreklidir ve gündüz – gece zaman değişimine göre de farklı yanıtları senkronize ederek bir çalışma düzeni içerisinde işlerini tıkır tıkır yürütmektedir. Özellikle uyku düzenini bozan, iyi dinlenmeyi sekteye sokan durumlar karşısında içsel ritim bozulmakta vücudun enerji dengesini etkileyerek obezite, diyabet ve kalp hastalıklarının da içinde yer aldığı metabolik hastalıklar riskini de
arttırmaktadır. Her gün öğle yemek arasında dinlenmeye vakit
ayırmalı, erken uyuyp erken uyanma rutinini benimsemelisiniz.
Kesintisiz ortalama 8 saat uyuyarak bedenin temizliğine destek
vermelisiniz.

8- Bitkisel Besinleri Daha Çok Tüketin

Et ağırlıklı beslenmeye kıyasla bitkisel yiyeceklerden daha yoğun
beslenme şekli bazı kanser çeşitleri, obezite ve tip 2 diyabet
riskini de azaltmaktadır. Fakat, bitkisel besinlerden zengin hayvansal
yiyeceklerden çok az yenildiğinde hızlı kas yapımı ve optimal
dokuların onarımı maalesef olmamaktadır. Bunun nedeni, hayvansal
protein kaynaklarının tüm amino asitleri dengeli içerip kas
yapımında direk görev yaparken, bitkisel yiyeceklerin bir çoğunda
en az 1 ya da 2 adet esansiyel amino asidi eksik olduğundan vücut kas
yapımını gerçekleştirememektedir. İdeal örüntüyü sağlamak
için gün içinde veya aynı öğünde önerdiğim besin
komibasyonlarını dikkatlice tüketmek iyi proteini sağlamak
açısından önemlidir. Tahıllar lizin ve treoninden, kuru baklagiller
triptofan ve metiyoninden, kuru yemişler ve tohumlar lizinden, sebzeler
metiyoninden, mısır ise triptofan ve lizinden oldukça fakirdir.
Yüksek kalite protein içeriğine yaklaşmak için; tahıllarla kuru
baklagilleri, kuru baklagiller ile kuru yemişler ve tohumları,
sebzelerle tahılları ve kuru yemişleri birarada ya da mutlaka gün
içinde yemek gerekmektedir. Örneğin; kuru fasulye ile bulgur pilavı,
zyetinyağlı sebze yemeği ile bol cevizli nohutlu çoban salata,
yeşil mercimek yemeği ile küçük kase badem, fındık, Antep
fıstığı içi karışımı tüketmek ete yakın protein almayı
sağlayabilmektedir.

9- Sigaraya Son Verin

İnmenin sinsi etmeni sigara içmek beyne kan götüren şah damarının
iç duvarında toksik birikintilere neden olmaktadır. Bu damarın
daralması veya tıkanması sonucunda inme gelişebilirken ya da damar
içinde biriken yağlı parçacıkların bu birikintiden koparak kan
akımı ile sürüklenip beyne ulaşıp pıhtı atması şeklinde
gelişebilmektedir. Sigarada bulunan nikotin beyne giden damarların
kasılarak daralmasını tetiklediği için temel neden olmasa da
önemli etmenlerin başında yer almaktadır. Sürekli nikotine maruz
kalan kan damarların duvarları incelmekte beyinde olan küçük
çağlı damarların ise kolayca yıtrılmasına neden olmaktadır.
Sigara içimine son verdiğinizde beyine giden damar hemen rahatlar ve
damar içi tamir yeteneği hızla çalışarak doku oksijen ile
zenginleşip inme riskini de ortadan kaldırabilmektedir.

10- Lezzetli Yemekleri Aile Sofraları Kurarak Tüketin

Öğün zamanlarında büyük bir sofranın etrafına toplanmanın hem
sosyal hem de kültürel boyutu bulunur. Aile bireyleriyle birlikte
yemek pişirmek, masada bu yemekleri paylaşmak ve sohbet etmek bireyin
kendini topluma ait hissetmesini sağlar. Bu nedenle İtalya, İspanya
ve Fransa gibi ülkelerde bu güçlü bağların sağlıklı sofralarla
harmanlanmasının uzun yaşamın sırlarından biri olduğuna da
inanılmaktadır. Yaş aldıkça yemek sofraları daha kıymetli hale
gelir. Yemek masası etrafında aile bireylerinizin yaşamını takip
etmek bireye güç verir. Bu sevgi bağları hayata da tutunmayı
teşvik eder.

Yemeğin lezzetli olması da önemlidir. Bunun için yerel taze otların
kullanımı, güneşte kurutularak hazırlanmış baharatların
yemeklere eklenmesi, et ya da tavuk suyu ile yemeğin doğru
pişirilmesi ve günlük yani taze sunulması yemek yemenin zevkini
yaşamayı sağlamaktadır. Lezzetli yemek yavaş yenir ve damak
tadını okşayarak midemizin de dengeli çalışmasına olanak sağlar.

Paylaş:
Benzer Yazılar